55,44
49,04
6.558
4.096.704
X Facebook WhatsApp 1 Ekim 2026 0 0

Alman polisi 16 yıl ‘hiç var olmayan’ bir seri katili aradı! ‘Heilbronn Hayaleti’ nasıl adli tıp tarihine geçti?

Derleyen: Metin Aktaşoğlu / metin.aktasoglu@milliyet.com.tr – Alman adli tıp uzmanları, 1993 yılında farklı suç mahallerinde aynı bilinmeyen bir kadına ait DNA profilini bulmaya başladı. Takip eden 16 yıl boyunca aynı DNA’ya Almanya’nın yanı sıra Avusturya ve Fransa’da da rastlandı. İlginçtir ki söz konusu cinayetler, soygunlar ve araba hırsızlıklarını birbirine bağlayan tek unsur söz konusu, bulunan DNA profiliydi. Soruşturmayı yürüten dedektifler, bu bilinmeyen şüpheliye “Yüzü Olmayan Kadın” adını verdi. Daha sonra ise iddia edilen suçların büyük bir çoğunluğunun işlendiği Alman şehri Heilbronn, şüphelinin yeni ve daha çok bilinen lakabına ilham olacaktı: Heilbronn Hayaleti.

Bir anda Avrupa tarihinin en azılı suç makinelerinden birine dönüşen ve yine tarihin en çok aranan suçlularından biri olan Heilbronn Hayaleti, daha doğrusu DNA profili, 2007’de Heilbronn’da bir polis memurunun öldürülmesi de dahil olmak üzere son derece ekstrem suç mahallerinde ortaya çıkıyordu. Tüm süreç boyunca farklı ülkelerden 100’ü aşkın araştırmacı bu dosya üzerinde çalışırken binlerce kadından DNA örnekleri alındı, binlercesi testlere tabi tutuldu ancak hiçbiri Heilbronn Hayaleti ile eşleşmiyordu. Tanıyana, bulana, ihbar edene verileceği açıklanan 300 bin Euro para ödülü dahi yetkili makamları sonuca bir adım bile yaklaştıramayacaktı.

Bir başka çarpıcı detay ise DNA’nın hem farklı suç mahallerinde hem de ilginç noktalarda bulunmasıydı. Cinayet işlenen bir evin mutfağında bulunan bir notta, camı kırılıp içine girilmiş bir minibüsteki kurabiye kırıntılarının üzerinde, iki kardeş arasında çıkan silahlı kavgada olay yerinde bulunan bir mermide, bir hırsızlık vakasında girilen evin penceresini kırmak için kullanılan taşın üzerinde, kuyumcu soygununda kullanılan oyuncak tabancada…

2009 yılına gelindiğinde Fransa’daki bir mülteci kampının yakınlarında bulunan tamamen yanmış bir cesette Heilbronn Hayaleti’nin DNA’sına rastlandığında yolun sonuna gelindiğine inanılıyordu. Yüzü Olmayan Kadın ölü olarak olsa da bulunmuştu. Fakat bir süre sonra aynı DNA profili yeni suç mahallerinde ortaya çıkmaya devam etti. Araştırmacılar da şaşkına döndü… Lakin soruşturmayı sürdüren yetkili makamlar kısa bir zaman içinde çok daha büyük bir şaşkınlık yaşayacaktı.

‘ÇUBUKLARI MI KONTROL ETSEK?’

Mart 2009’da Heilbronn Hayaleti dosyası bambaşka bir yola girecekti. Bavyera’da meseleyle alakasız bir vaka için yanmış bir naaşı inceleyen polis memurları, Almanya ve Avusturya genelinde kullanılan aynı tedarikçiden alınan yepyeni pamuklu çubuklarla olay yerinde delil topladı. Burada da Heilbronn Hayaleti olduğu düşünülen DNA profiline rastlanınca, daha önce denenmemiş bir fikir akıllara geldi: “Çubukları mı bir kontrol etsek?”

Evet, akıllara gelen başa da gelecekti. Çubukta DNA profiline rastlandı. Dedektifler eski defterleri açtı, geçmişe dönük tüm Heilbronn Hayaleti vakalarında delillerin toplandığı çubukları inceledi. Hepsi aynı üreticiden, Bavyera’daki bir fabrikadan geliyordu. Fabrikada çalışan bir kadın, paketleme işlemi sırasında pamuklu çubuklara temas ediyordu. DNA’sı ürün olay yerine ulaşmadan çubuklara geçmişti. Yani Heilbronn Hayaleti hiç var olmamıştı. Ortada seri katil falan yoktu. “Var olan”, DNA’sının bir sürü suç mahalinde gezdiğinden bihaber bir fabrika işçisiydi. 300 bin Euro’luk para ödülü ödenmedi, 16 yıl süren uluslararası soruşturmanın vardığı nokta “DNA bulaşmış pamuklu çubuklar” olacaktı.

ADLİ TIP KURALLARI DEĞİŞTİ!

Elbette bu yaşananlar özellikle Avrupa genelinde kulaklara küpe oldu. Adli tıpta DNA toplama prosedürleri tüm AB genelinde kapsamlı biçimde gözden geçirildi. Çubuk tedarikçileri inceleme altına alınırken çok sayıda teste tabi tutuldu. Kanıt toplama materyallerinin sadece steril değil, DNA’sız olması gerektiği açıkça ortaya çıktı. Hatta Uluslararası Standardizasyon Örgütü (ISO) suç mahallerinde biyolojik delil toplamak için tasarlanmış, insan DNA’sı kontaminasyonundan arındırılmış sarf malzemelerinin üretimi için gereklilikleri tanımladığı ISO 18385 standardını yayınladı.

Polis memuru Michele Kiesewetter’in ölümü dahil olmak üzere Heilbronn Hayaleti’ne atfedilen vakaların büyük bir çoğunluğunda dosyalar yeniden açıldı ve cinayetler çözüme ulaştı. Bir sürü vakada adaletin fena halde gecikmesine neden olan Heilbronn Hayaleti vakası, en ağır soruşturma hatalarından biri olarak tarihe geçti.